image block

SÜRÜLEŞMEYE KARŞI TOPLUMU SAVUNMAK!

          Bugün ülkemizde insanların samimiyet kaybı yaşadığını gözlemliyoruz; deyim yerindeyse, içi dışı bir insanlardan ziyade insanlarla ilişki kurarken birden fazla yüze sahip insanların sayısı artış gösteriyor. Böyle davrananların sayısı arttıkça, toplumdaki ahlakilik ve rasyonellik düzeyleri düşüyor. Bu, günümüzün en vahim patolojilerinden biridir ve altında yatan ana neden; “kibirliler topluluğunun” gittikçe büyümesidir ki bu durum “yeni sürüleşme” olarak tanımlanabilir. Sahiciliğini yitiren, samimiyetsiz, egoist kişilerin çoğalması, kendi içine kapanan ve diğerlerine karşıtlıkla kendisini konumlayan topluluklar (sürüler) kurması, içinden geçtiğimiz sürecin en ciddi meselelerinden biridir. Kibir kutsanmaktadır ve bu kutsama gücünü köksüzlükten almaktadır. Toplumda, dolayısıyla, kibirliler sürüsü gittikçe ağırlıklı kitleyi oluşturuyor.

             Köksüzlüğün salgın hastalık halini aldığı bu sürecin verdiği en sorunlu sonuçlardan biri kibirli “sözde öznelerin” yıkıcılığıdır. Aklı terk edenler sürüsü yani kibirliler ordusu, insana ve insanlığa düşmanlık yapmayı en ulu hedef olarak belirliyor. Dünyayı kendi arzularından, özlemlerinden, hırslarından hareketle değiştirmek için yola çıkan ve rasyonelliği örneğin bilimin yol göstericiliğini reddeden bu güruh silah kullanmak, canlı bomba olmak ve kısacası dünyayı kana bulamak gibi yıkıcılık dışında bir işleve sahip olamaz. Bu güruhun üyeleri elbette sadece terörist olmuyor ama aynı zamanda bunlardan birçoğu kumpaslar, kampanyalar, linç girişimleri türü taktikler kullanarak “güya demokrasi ve özgürlükler adına” insanların hayatını zehir ediyor. Dünyayı bu yıkıcılıktan kurtarmanın yolu; kuşkusuz insanların yeniden akılla buluşmasını gerektiriyor. Kamusal sahanın üstünlüğünü, ortak iyinin elzemliğini, samimiyeti ve ahlakiliği kısacası yurttaş sorumluluğunu yücelten bir toplum anlayışına ve bu anlayışı hakim kılacak yeni rasyonel öznelere ihtiyacımız var.

             Yeni rasyonel özneler, öncelikle, özneler-arasılığı ve dolayısıyla iletişimi vazgeçilmez bulan özneler olmak durumundadır. Köksüz kibirlilerin yıkıcılığından dolayı hali hazırda üst düzeyde kutuplaşmış, bütünlüğünden ve dengesinden eser kalmamış bir toplumun yeniden bütünleşmeye duyduğu ihtiyaç, “etkileşimin” mümkün kılınmasını gerektirmektedir. Demek ki yeni bir toplumsal bütünleşme, bozulmamış bir iletişimi ve onun sayesinde ulaşılan uzlaşıyı ön koşul olarak gerektirmektedir. Kibrin, köksüzlüğün, egoizmin yenilmesi, “yurttaşlık” anlayışının yeniden güçlendirilmesine ve bu çerçevede kamusal sahanın diriltilmesine dayanmaktadır. Yurttaşlığın, müşterekte bir toplumsal hayatın günümüz koşullarındaki yegane temelini oluşturduğu gerçeğinin yeniden canlandırılması elzemdir. Siyasal-toplumsal hayata katılımın önyargısız gerçekleşmesinin öneminin hatırlatılması da temel teşkil etmektedir. Son yıllarda yaşadığımız sorunlar, olumsuzluklar toplumsalın sonuna işaret ediyorsa, çözüm toplumsalın yeniden inşasındadır. Dolayısıyla, “toplumu savunmak” bugün en öncelikli “değerimiz” olacaksa, ilkin toplumu yeniden kurma görevi yerine getirilmek durumundadır.

             Yeni toplumun inşası, köksüzlükten, kibirden ve egoizmden kurtulma yönündeki inşa ise, toplumsal değerlerin yeniden yapılandırılması veya daha doğrusu güçlendirilmesi kaçınılmazdır. Yurttaşlık sorumluluğunun toplumsal değerlerin diriltilmesinde esası oluşturduğu ve değerler içinde günümüzde en parçalanmış olanın “dayanışma” değeri olduğu aşikardır. Sürüleşme, güruhlaşma, aşiretleşme süreçleri esasen dayanışmanın yokluğunda hız kazanmaktadır. Dayanışma, itaati değil, “bozulmamış” iletişimi gerektirmektedir. Bozulmamış iletişim gündelik toplumsal yaşamda etkin olduğunda, sürüleşme eğilimine karşı “bireyleşme” eğilimi güç kazanır. Bireyleşme elbette bireyci, egoist anlayışın güç kazanması demek olmadığı gibi, hem rasyonel eylemi mümkün kılan hem de yurttaş sorumluluğunu güçlendiren dinamiktir. Toplumdan yalıtılmış şahıslar değil, ancak toplumsal ilişkiler içinde kendisini gerçekleştiren bireyler dayanışma değerinin yaşamda (yeniden) tutunmasını sağlayabilir. İtaati şart koşan sürü, aşiret, güruh gibi ayrımlaştırıcı gruplarda dayanışma değil, toplu halde saldırı türü gayriinsani eylemlikler hayat bulur. Demek ki dayanışma, kibirli sürülerin yıkıcılığına karşı yurttaşlık sorumluluğunun gereği olarak diriltilmek durumundadır.

             Sağlıklı bireyselleşme, ancak, toplumun devamını, dengesini “savunma erdemiyle” birlikte hayat bulabilmektedir. Elbette toplumun bireyleri şekillendirdiği anlayışını özcüleştirmemek önemlidir; aksi halde, değişimden söz etmek olanaksız değilse bile çok zor olacaktır. Ancak, her durumda, bireylere dışsal, zorlayıcı bir güç olarak toplumun varlığının reddedilmesi de mümkün değildir. Toplumun dışsallığı, zorlayıcılığı, günümüzde, yurttaşlık sorumluluğu için işlev sahibidir, yani, müşterek toplum hayatı için yurttaş kimliğimizle toplumun bütün üyeleriyle bir hayatı paylaştığımızın ahlaki bilinciyle hareket etmemiz kaçınılmazdır. Bozulmamış ilişkinin samimi, sahici ve diğerkam insanların toplumun ana gövdesini oluşturmasında temel oluşturacağı ve böylece bir beladan kurtulunabileceği yani kibrin defedilebileceği aşikardır.

             Bu sayede yeniden niteliğin, liyakatin, ehliyetin, dürüstlüğün, dostluğun ve diğerkamlığın toplumdaki ana gövdede tutunması ve olası tehlikelerden toplumun varlığını ve dengesini koruması mümkün olacaktır. Yıkıcı “sözde öznelerden” akılla yeniden buluşan, yurttaş sorumluluğunu yücelten, kamusal sahayı dirilten özneler-arasılığa geçiş için yani toplumu savunmak için daha da geç kalmadan eğitimden siyasete ve en önemlisi gündelik hayata varıncaya kadar tüm alanlarda adım atılması gerekmektedir.