image block

TBMM’nin Yüzüncü Yılında Kemalizm

Prof. Dr. İbrahim Kaya

          Kemalizm bir modernlik projesi olarak okunmak durumundadır ve üstelik tamamlanmamış bir modernlik projesi! İlk radikal anlamdaki inşası olarak görmemiz gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yüzüncü yılında, kemalizme ilişkin yapılacak her değerlendirme, ister onu olumlasın isterse reddetsin, bu sözünü ettiğimiz olgudan hareket etmek ve onun üzerinde söz söylemek durumundadır. Bir başka ifadeyle, eğer konumuz kemalizm ise, konuştuğumuz, tartıştığımız esas itibariyle ve öncelikle “modernliktir”. Sonlar fetişizmi olarak ifade etmemiz gereken post-yapısalcılık ve post-modernizm önemli ölçüde entelektüel tartışmadaki yerini ikinci veya yeni modernlik tartışmasına bıraktı. Adeta bir moda olarak bir dönem sosyal bilim gündeminin merkezi teması olan sonlar fetişizmi, önemli ölçüde, modernliğin tükendiğine, açmazlarının aşikar hale geldiğine ve ömrünü tamamladığına hükmetti. Bu hüküm yerkürede çok ama çok hızlı dolaştı, deyim yerindeyse, çok sayıda sosyal bilimcinin gözdesi hatta sevgilisi oldu. Ancak, “modernlik tamamlanmamış bir projedir” yanıtı Habermas gibi alanda “ağırlığı” olan bir düşünürden gelince ve Touraine, Giddens, Beck gibi sosyoloji alanının etkili isimlerinin de tartışmaya ağırlıklı olarak “modernden” yana girmesiyle işler epey değişti ve gelinen bugünkü noktada, hele hele şu korona salgını günlerinde, “yeniden modernlik” tartışması veya “modernliğimizi nasıl koruyabiliriz” endişesi modernliğin hala ayakta olduğunu gösterdi.

Hala Moderniz!

         Yazının amacı elbette modernliğin sosyolojisine dair söz söylemek değil, ama konumuz kemalizm olduğu için modernlikten söz etme mecburiyeti doğdu. Demek ki dünyada ana hatlarıyla, Peter Wagner’ın ifadesiyle, “hala moderniz” anlayışı geçerlidir. Yine Wagner’ın ifadesiyle modernlik tartışmaları modernliğin canlanmasını ve sosyal bilimlerin tekrar merkezine yerleşmesini sağlamış durumdadır. Hal böyle olunca, bir modernlik projesi olarak kemalizmin tekrar gündeme gelmesi anlaşılabilirdir ve gereklidir de! Bu yazıda kemalizmi niçin bir modernlik projesi olarak okumak zorunda olduğumuzu ve günümüz koşullarındaki “modernlik” için yeniden yorumunun nasıl yapılması gerektiğini değerlendireceğiz.

          Modernlik projesi, insan yaşamındaki temel sorunsallıklara çözümler sunan projedir. Temel sorunsallıklar ekonomik, siyasal ve kültürel sahalara içkin sorunsallıklardır. Temel ihtiyaçlarımızı nasıl karşılayacağız ve yaşam standardımızı nasıl yükselteceğiz sorunsalı ekonomik; toplum halinde birlikte yaşamamızın temelleri nelerdir sorunsalı siyasal; hangi bilgi türü eylemlerimize kılavuzluk edecektir sorunsalı kültürel sorunsala işaret etmektedir. Modernlik, ekonomik sorunsalın çözümünü sanayileşmede; siyasal sorunsalın çözümünü demokratikleşmede ve kültürel sorunsalın çözümünü sekülerleşmede bulmuştur. Modernliğin aşılmadığının en temel göstergesi de bu süreçlerin, yani sanayileşmenin, demokratikleşmenin ve sekülerleşmenin, devam ediyor oluşudur. Dördüncü sanayi devriminin başlangıç günlerindeyiz, yani, sanayileşme son bulup sanayi-sonrası aşamaya geçilmiş değildir. Demokrasi zafer kazanmış durumda, fakat eski demokrasiler bile hala kendilerine canlılık kazandırmanın yollarını arıyorlar yani demokrasi dışında siyasal sorunsalın çözümüne ilişkin bir referansları yok. Sekülerleşme yoluna devam ediyor ve özellikle bugün korona salgını sürecinde yeniden ve çok daha güçlü biçimde canlanmasına tanıklık ediyoruz. Bu üç sorunsalın dışında dördüncü bir seviyeden yani toplumdan bahsetmemiz gerektiği aşikarlaşmaktadır. Yani bu üç temel sorunsalın dışında “toplum” sorunsalı da muhakkak tartışmaya dahil edilmek durumundadır. Ekonomik, siyasal ve kültürel sorunsallıklara bulunan çözümler hangi toplum modellerine yol açmaktadır ve/veya hangi toplum modeli sözü edilen sorunsallıkları çözmede daha başarılıdır? Liberal-bireyci toplum modeli mi, kolektivist toplum modeli mi, yoksa özgürlüğü ve dayanışmayı aynı anda bünyesinde tutma derdindeki cumhuriyetçi toplum modeli mi?

Modernlik Projesi Olarak Kemalizm

          Kemalist modernlik projesinin sanayileşme ile ilgili çözümünün kamunun ağırlıklı olduğu bir ekonomik model olduğunu düşünmemiz için birçok sebebin bulunmasına rağmen, bireyin ekonomik özgürlüğünü yok sayan kolektivist bir modelden de uzak bir çözüm olduğunu görüyoruz. Demokratikleşme hususunda ise kamusal yaşamı önceleyen, yurttaş özgürlüğünü ve sorumluluğunu temel olarak gören bir demokrasinin hedeflendiği aşikar. Sekülerleşme için de üç bağlamda da radikal bir yapılaşmanın öngörüldüğü muhakkak: devlet-din ayrışması, dinin bireyselleşmesi ve toplumsal kurumlarda ve tabakalaşma sisteminde dini hiyerarşinin etkisinin geriletilmesi. Sonuç olarak; bireyin özgürlüğünü önemseyen ama aynı zamanda dayanışmayı sarsılmaz temeli olarak anlayan bir toplum modelinin arzu edildiğini söylememiz mümkün. Bu hedeflerini elbette bir noktaya kadar gerçekleştirdi kemalizm, ama hiçbirini tümüyle gerçekleştiremedi. Bu sebeple, tamamlanmamış bir modernlik projesi olduğu somut.

          Bugün elbette “başka” bir dönemdeyiz; çok şey değişti! Türkiye önemli ölçüde kentleşti, farklı modelleri de deneyerek sanayileşmeye devam etti, nüfusu ciddi anlamda arttı, eğitim düzeyi yükseldi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de neo-liberalleşme, kimlik siyaseti, küreselleşme ağırlık kazandı hatta yerleşti. Ancak, modern hikayenin yeni bir evresinde, hele şu korona salgını sürecinde, “yeniden ilerleme”, “yeniden yapılanma” hatta “yeni toplum” tartışmaları ışığında kemalizmin söyleyebileceği sözler vardır. Piyasanın toplum lehine denetlenmesi, kamunun ekonomide aktif rol alması, bilimsel bilginin insanların eylemlerine kılavuzluk etmesi, dayanışmanın toplumsal değer olarak yeniden gündeme oturması, küreselleşmenin yeniden gözden geçirilmesi, devletin toplum halinde yaşamadaki asli kurum olduğu tartışmaları kemalizmin “yabancı” olmadığı tartışmalardır. Kuşkusuz 1930’lu yıllarda değiliz ama Mustafa Kemal’le çağdaşız yani aynı meseleleri paylaşıyoruz. Bugün için sorunsallıklara çözüm arayışında kemalizm bize ne sunabilir?

          Piyasanın bütün yaşam alanlarına nüfuzunu önlemek, kamusal yaşamı canlandırmak, seküler-bilimsel bilgiyi gündelik hayatta yerleşik kılmak, bilirkişiliğe hak ettiği yeri sağlamak, toplumsal dayanışmayı kuvvetlendirmek, kamunun eğitim ve sağlık kurumlarındaki rolünü artırmak, toplumsal tabakalaşmada liyakati ve fırsat eşitliğini işlevsel kılmak, bütün bunlar, bugünün modernliği için atılması gereken temel adımlardır ve bu adımlar aynı zamanda kemalist modernlik projesinin tamamlanmasına yönelik adımlar olacaktır. Emperyalizme ve terörizme karşı ulus- devletin, bireyci-liberalizme karşı dayanışmanın, karanlığa karşı Aydınlanmanın, kolektivizme karşı bireysel özgürlüğün, çok-kültürcü kimlik siyasetine karşı toplumun savunusu bugün için elzemdir ve kemalizm bu hususlarda da bir temeli sunmaktadır. Sonuç olarak, ne bireysel özgürlüğü ikincilleştiren kolektivist bir model ne de toplumu ikincilleştiren bireyci-liberal model günümüz sorunlarını çözmede başarılır. Aksine, çözüm, dayanışmayı önemseyen ama özgürlüğü de dayanışma adına gözden çıkarmayan cumhuriyetçi modeldedir. Bu modelin, dijitalleşme, iş yaşamındaki dönüşüm, otomasyon, risk, salgın, güvenlik ve daha başka gelişmelerde nasıl bir pozisyon alması gerektiği elbette yeni tartışmaları ve yorumlamaları gerekli kılmaktadır, ama tartışmanın şu temeli azımsanmayacak ölçüde önemlidir: TBMM’nin yüzüncü yılında da kemalizm sorunsallıklara çözümler sunma potansiyeline sahip bir modernlik projesidir.